ÇOCUK ENDOKRİNOLOJİSİ VE DİYABET DERNEĞİ

Toplantı Raporu - ENDO 2015


 

endo

ENDO 2015 kongresinde sunulan ve Pediyatrik Endokrinoloji pratiği açısından önemli bulunan çalışmalardan bazıları Prof. Dr. Ali Kemal Topaloğlu tarafından üyelerimiz için derlenmiştir.

CNP (C-type natriuretic peptide) bazı iskelet displazilerinde lineer büyüme ajanı olarak umut olabilir

C-type natriuretic peptide (CNP) lineer büyümede görevli bir hormondur. Etkisini büyüme plağındaki reseptörü NPR-B üzerinden gösterir. Akondroplazi ve hipokondroplazide aktive edici FGFR3 mutasyonları söz konusudur. Bu mutasyonlar, hücre içerisinde (MEK)/ERK MAPK yolağının hiperaktivasyonuna, bu da NPR-B'nin fonksiyonel inhibisyonuna yol açar. Sonuçta CNP etkisi gerçekleşmediği için akondroplazi ve hipokondroplazili hastalarda lineer büyüme ileri derecede bozulmuştur. Bu hastaların plazma CNP1 düzeyleri sağlıklı çocuklara göre artmıştır. Dr. Robert Olney sunumunda bu genel fizyopatolojiyi açıkladıktan sonra bir CNP analoğunun ilaç olarak geliştirilmekte olduğunu, bunun lineer büyüme tedavisinde bir alternatif ve özel olarak da akondroplazi/hipokondroplazi tedavisinde bir umut oluşturabileceğini ifade etti (Olney et al., JCEM, 2015).

Anne plazmasındaki fötal DNA kullanılarak 21-hidroksidaz eksikliğine bağlı KAH tanısı gebeliğin 6. haftasında başarılı bir şekilde konulabilir.

Mark Sperling Pediyatri Yıllığı (Year in Pediatrics) sunumunda Maria New ve arkadaşları tarafından geliştirilen gebe anne plazmasında bulunan fetal DNA kullanılarak 21-hidroksidaz eksikliğine bağlı KAH prenatal tanısının gebeliğin 5-6. haftasında konabileceğini gösteren çalışmasına dikkat çekmiştir. Bilindiği gibi kız fetusta KAH'a bağlı eksternal genital virilizasyon 9. haftadan itibaren başlamaktadır. KAH tanısı koymak için geleneksel prenatal örnek alma yöntemleri (koryonvillüs biyopsisi ve amniyosentez) hem oldukça geç hem de potansiyel olarak komplikasyonlara yol açabilecek yöntemlerdir. 21-hidroksidaz eksikliğine bağlı KAH'a sahip kız fetus için annenin deksametazon ile tedavisi ambigus genitale'yi önlemektedir.

Gebeliğin erken dönemlerinden itibaren anne plazmasında fetal DNA'nın mevcut olduğu bilinmektedir. Bu DNA hücreden aridir (cell free) ve çok daha büyük miktardaki aynı nitelikteki anne DNA'sına karışık olarak bulunur. Anne plazmasındaki bu karışık DNA materyali kullanılarak SRY geni PCR ile amplifiye edilip, eğer pozitif ise fetal cinsiyetin erkek olduğu, negatif ise kız olduğu sonucuna ulaşılabilir. Ancak anne plazmasındaki fetal DNA çok sayıda kırıklar içerir. CYP21A2hem büyük bir gen olması hem de yakın komşuluğunda psödogeninin olması nedeniyle klasik PCR yöntemi ile incelenemez. Maria New ve arkadaşları bunun yerine anne, baba ve index vakanın genomik DNA'sını masif paralel dizi analizi yöntemi ile inceleyerek mutasyonu barındıran haplotipi belirledikten sonra gebe anne plazma DNA'sındaki haplotiple karşılaştırarak, fetal DNA'nın homozigot mutant geni barındırıp barındırmadığını tahmin etmişlerdir. Bu tahminleri 14 gebeliğin hepsinde de doğumdan sonra doğrulamıştır. Böylelikle daha gebeliğin 5-6. haftasında maternal deksametazon tedavisi gerektirecek homozigot mutant CYP21A2 genini barındıran kız fetus, gebeliğin 5-6. haftasında %100 kesinlikle belirlenebilmiştir. Bu yöntem ayrıca diğer bütün otozomal resesif kalıtılan hastalıklar için geçerli bir prenatal tanı yöntemi olarak ileri sürülmüştür (New et al., JCEM, 2014).

MKRN3 mutasyonları erken pübertenin etiyolojisinin belirlenmesinde tanısal bir öneme sahip olabilir

Kongre'de Ana C. Latronico ödül alması vesilesiyle MKRN3 konusunda bir gözden geçirme yaptı. MKRN3 adlı gen makorin RING-finger protein 3 adlı bir proteini kodlar. Bu genin anneden kalıtılan kopyası mühürlenmiştir (imprinted), dolayısıyla yalnızca babadan kalıtılan kopyadan protein üretimi olmaktadır. Bu protein ubiquitination (degrade edilecek proteinleri işaretleyen sistem)'da rol alır. Ancak ubiquitinationun püberte mekanizmasında nerede ve nasıl yer aldığı bilinmemektedir. Latronico ve Kaiser grupları 2013 yılında 5 aileden toplam 15 santral erken püberteye sahip hastadaMKRN3 geninde inaktive edici mutasyonlar saptadılar. Daha sonra başka gruplarla familyal ve sporadik erken püberteli olgularda MKRN3 mutasyonları rapor ettiler. Özellikle familyal olgularda MKRN3 mutasyonları açısından tarama yapmak erken pübertenin etiyolojisinin belirlenmesinde rutin klinik pratikte tanısal bir öneme sahip olabilir. (Abreu et al NEJM 2013)

Ayrıca Pediyatrik Endokrinoloji'de araştırma ve tanısal amaçlı olarak Tüm Eksom Dizilemesinin (Whole Exome Sequencing) önemi, giderek artan kullanımı, verilerin değerlendirilmesinde karşılaşılan biyoinformatik ve etik sorunlar başta Andrew Dauber ve Robert Semple olmak üzere konunun uzmanı çeşitli konuşmacılar tarafından tartışılmıştır.